Artık Polyannacılık Oynamıyorum !

Ne desek yada ne yapsak bazen elimizden hiçbir şey gelmiyor. Hani derler ya basiretin bağlanıyor diye, tam da tabiri bu olsa gerek! Bakıyorsun yanlış olduğunu biliyorsun, tecrübe ile vasıl olmuş o ayrı, ama dinletemiyorsun lafını. Çenen boşa dönüyor!  İşte o zaman  içimden bir canavar çıkacakmış ta karşımdakini lime lime edecekmiş gibi geliyor ya işte ben bu durumdan hiç hoşlanmıyorum . Haberiniz ola ! Sonra vay efendin duymadım yok efendim bilmiyorum olmasın. Söyledim uyardım bundan sonrakilerde ben ve yapacaklarım çok kati olacak! Çünkü içimdeki Polyanna’yı yitirdim! Benden yitip gidenlerin benden söküp götürdükleri ile…
En büyük ceza hayatımdan silinip gitmek, hatta hayatımdaki tüm insanlardan, havadan , doğadan yitip gitmek olacak ! Çünkü artık öyle yapıyorum avucumun içindekileri  tek bir hamlede atıp bitiriyorum. Yoruldum artık çünkü düzeltmekten, toplamaktan! aslında idare etmekten… Artık sadece ” Benci” yim. Ne derseniz ister bencil de ister “kendici” ! Geç oldu ama temiz oldu. Bundan sonra böyle ne kadar köfte o kadar ekmek…
Biliyorum oralarda bir yerlerde olacaksınız ama artık benim canım olmayacaksınız !…

Mutluuu Yıllarrrr…


Yeni bir yıl daha yamacımızda. Bir yıl daha mı yaşlandık ? Yoksa bir yıl daha mı tecrübe edindik? Ben ikinci seçeneği tercih ediyorum. Sanırım hayatım boyunca geçirdiğim hem en akıllıca hem de en bereketli yıldı. Bu bereketin maddi yönünden çok manevi yanı beni ihya eden kısmı. Canım arkadaşlarım , dostlarım , canlarım… Sizi çok seviyorum…

Can dostum cicim sen yine bir numarasın !

 

 

Yeni yılın hepimize ; huzur , mutluluk , umut, şans ve aşk , tabi ki de bunları gerçekleştirebilmek adına bol kazanç getirmesini diliyorum. Bunlara ek olarak kendim için gönlümce bir ev de diliyorum.

Yukarıda yılbaşı ağacımın altına hepimizin dileklerini gerçekleştirmesi adına içi tılsım dolu hediye paketleri yerleştirdim. Gülücükleriniz yüzünüzden eksil olmasın… Mutlu Yıllar / Happy New Year /  Merry Christmas …

 

çikolatala

 

Unutmadan ağzımızın daima tatlılık içinde olması için mis gibi çikolatalar hepimizin ! Afiyetle…:)

Haftamızın kitabı “başucumda müzik”, yazdıkları şiir misali dilimde dolanan Kürşat Başar’dan…

Arka Kapak


“Eğer, hayatımızın bir an’ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken… Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün… Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan âşıksın.”

Zaman zaman hatıralarda kalan satır aralarına gizlenmiş iZ bırakan cümleler -4-

Göz bebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.

 

Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için,

maşuka “gözbebeğim!” diye hitap edilir.

Elif Şafak – Mahrem

Bu yazıyı çok sevdiğimden paylaştım! Teşekkürler. ” İnesim var ”

                                   

 

 

                                    * Gelecekteki Sevgiliye Mektup *

Bir kış günü üşüdüğünde, bir yaz yağmurunda sonuna kadar ıslandığında, yıldızı bol bir gecede kendini yapayalnız bulduğunda, karanlıktan korkup,sabahın aydınlığını düşlediğinde,
bir dost, bir arkadaş, bir sırdaş, bir yoldaş, bir sevgili…

Birini çektiğinde için, olanı biteni olduğu gibi anlatabileceğin. kendinin nasılda iyi olduğunu, belki sarsılarak ağlarken yarım yamalak paylaşabileceğin biri işte..

Hani hepimiz bir kereliğine de olsa, kendimizi güçsüz ve çaresiz hissederiz ya, hani o an var ya, hani mutlaka yenik hissettiğin kendini.

Boğazına saplandığında paslı bıçak gibi hayatın zalim yanı, onu çekip çıkarabilecek biri.

O biri, mutlaka olmalı !

Hiç gelmese de, çekip çıkarmasa da o paslı bıçağı, o biri mutlaka olmalı, hayatının bir yerlerinde…

Belki telefon rehberinde, belki biraz nostaljik ama (bilmezsin ben severim) bir tarafı yırtılmış bir mektup zarfının sol üst köşesinde yarım yamalak, belki zihninin çok derinliklerinde kalmış.

Ama olmalı !

ve o ben olmalıyım elbette. ben olmalıyım ki sarsılmasın ayakların. hiç olmazsa bir şey olduğunda alıp telefonu, ”gelsene” diyebilesin..
Bir insan hayatı, tek başına o dostu, o yari, o sevgiliyi kazanmak için harcanabilir.

Üstüne üstüne sürse de atlarını hainliğin, zalimliğin bütün süvarileri,
benim gibi biri seni dimdik ayakta tutmaz mı ?

Hayat, gecenin üçünde derdine çare bulmak için karanlık geceleri adımlayabilecek ,

birini bulmaktan ibaret değil midir?

Yunus bile onun derdine düşmemiş mi yıllarca, Mecnun ‘un arayıp durduğu o değil de ne?

Böyle biri yetmez mi, alıp başını gittiğinde?

Ne diyebilirim ki hayattaki öbür yanını bulman ve o ben olmam dileğimle seni bekliyorum….

 

Hey gidi İstanbul sana gelsin !

“Bu şiiri şahs-ı muhterem bir kişilik sadece paylaşmak adına bana göndermişti. Şahs-ı muhterem diyorum çünkü kendisini tanımıyorum ! Şöyle bir bakayım dedim ki, şiir hoşuma gitti. Şimdi de sizlerin huzuruna sunuyorum. İllaki kendinizden bir parça bulacaksınız. Neden mi böyle diyorum ; çünkü sizlerde bir İstanbul aşığısınız ! aslında aşka aşıksınız ! Olduğu gibi öylece…”
                            

                                                                                                              İSTANBUL


Bazen sağırdır İstanbul acılara ağlamaklı suratında,
Sırıtan kahkahaları olan bir kadının .
Sabahın ilk ışıklarında ki yalnızlık çığlığına, sağırdır.
Bazen kördür İstanbul duygulara
açılan elleri, düşüncelerinden ezik bir dilencinin
Yanağında kuruttuğu gözyaşına, kördür .
Her acıya biraz tanıdıkken, bir o kadar yabancıdır İstanbul !

Bana ait her şey kadar benimdir İstanbul,
beyazlaşmaya başlayan saçlarım gibi seviyorum her tarafını.
Bir santiminin bile kaybolmasına, razı gelmez can…
Bir İstanbul var içimde İçimi, beyazlaşan saçlarım kadar burkan.

Denizlerinde süzülen martılara koparıp atarsınız simidinizden,

bir bir onlar doyarken, sizde doyarsınız .
Bir martının doyuşunu seyrederken doymak İstanbul’da yaşanandır.

Hovarda geceleri vardır aşk acılarına derman.
İlk kez İstanbul’a ayak basanın sarhoşluğu,
rakının sarhoşluğu kadar sarhoşluktur.
Taşı toprağı altındır Anadolulunun umudunda;
mavi gömlekli muavinin; “İstanbul yolcusu kalmasın” sözü
duyduğu son sözdür memleketine ait!
Şehirlerarası otobüsün kalkış saatinde.
Yaşam savaşı, sıla hasretiyle harmanlanır içinde,
son bir el sallanır ve ekmek parası olur İstanbul yaşlı gözlerde!
ve bir gün yeniden dönülürken memlekete,
İstanbul’la vedalaşma vakti geldiğinde
Hepsinin hakkı helaldir…

Bazen bir sigaradır İstanbul.
Yaşanılan her gün, çekilen her nefes gibi bağımlılıktır, Tiryakiler yaratır.
Annedir İstanbul, Yeryüzünde yerine koyulabilecek hiçbir şey bulunmayan.
Hepimiz etten kemikteniz ya, Çift gözümüz, çift kulağımız, çift elimiz, çift kolumuz var ya,

Bir kulağımız duyusunu kaybetse yinede sağır değiliz mesela,
çünkü yerine yedeği var.  Ama tek kalbimiz var ya, yerine bir yedeği olmayan,
Öyle tektir, öyle kalptir İstanbul.

Cinsiyetsiz midir? Hayır! ! !
Benim gözümde çıplak bir kadındır İstanbul !
En mülayimini bile baştan çıkaran
asil bir beyaz şaraptır İstanbul.
“Nerde o eski İstanbul” diyenlere inat,
Yıllandıkça lezzetlenen, yıllandıkça güzelleşen,
saçları uzun, gözleri mavi bir kadındır İstanbul.

Açık hava tiyatrolarında kapalı gişe oynayan
bir sinema filmidir. Zaman zaman komedi,
zaman zaman hayattan uyarlama drama,
zaman zaman korkudur ve zaman zaman bir ambulans sireni kadar gerilimdir.

Günlük bir gazetedir İstanbul
Her gün atılacak bir siyaset manşeti,
üçüncü sayfada vesikalık fotoğraflı cinayet haberi
İçinde futbolu, ekonomisi , arka sayfada büyük boy renkli günün güzeli,
Eklerde sosyete, magaziniyle,  fakirinde, zengininde aynı paraya alıp,
ayrı ayrı zevklerle okudukları, günlük bir gazetedir İstanbul.
İsteyerek yaşadıysan hep isteyeceksindir yeniden…

Her gün yeniden başlayan bir heyecandır!
Her gün yeniden aşık olduğundur …
Her gün yeniden,
Hiç eskimeyen
Hiç eksilmeyen
Bir sevgilidir İstanbul.

Ne kadar kötü huylu olursa olsun,
Ne kadar kaprisli umursamaz olursa olsun,
Nasıl vazgeçemezse gönül sevdiğinden,
Ne kadar canı acırsa acısın kopamazya…
Sevgilinin bir gülüşü, bir bakışı vardır ya tüm bu acıları silen
ve o bakış, o gülüş için, yaşarken, her gün bin kez, yeniden ölünen…
Her bitti dendiğinde, bir bakışıyla geri dönülen,bir sevgilidir İstanbul
Herkes için ayrı bir bakışı, gülüşü vardır uğruna binlerce ömür tüketilen
Bir savaşın galibiyetidir İstanbul!
Savaşırsan galibiyet, vazgeçersen mağlubiyettir hayatlarda.

Kaçıncı sayfada olursan ol, eksiktir yazılan
Bitmez sevgiliye söylenecek söz.
Hep yarım kalmıştır, Hep bir cümle daha vardır.
Bu yüzden hep yarımdır yaşanan,
Yağmur sonrası kokan mis toprak kokusu gibi anlık…
Dünyaya gözlerini ağlayarak açan minik bir bebek gibi tarifsizdir.

Bir mucizedir İstanbul
Mucizeye inananlardansan.

Bu şiir yazdıkça uzar gider
Ama biliyorum ki yine eksik kalacak, yine yarım kalacak
Hiçbir cümle yetmeyecektir anlatmaya,
Bu yüzden bu şiir ve bütün şiirler tamam olmayacak
Hayat gibi, Aşk gibi, Sevgili gibi.

Doyurmayacak yaşanılanlar, geçip giden yıllar
Hep keşke bir gün daha olsa, hep keşke bitmeseydi bu aşk
Hep keşke gitmeseydi sevgili diye hüzünlenecek kalp

Sürprizlerle dolu işte İstanbul, sürprizlerle dolu hayatlar gibi!
Tam durulmuşken süt liman, her sabah yeniden dalgalanan,
Derken hiç bilinmeyen bir an.
İstanbul, son bir bakış atacak
Son bir gülücük, ben onunla vedalaşırken
Tüm acıları sildirecek son bakışı,
Bir gülüşü helal ettirecek hakkımı
Ve İstanbul benim de hayatım olacak o zaman.
İyisiyle kötüsüyle
Aşk gibi, Sevgili gibi
Ve toplamı baştan sona hayat gibi.
Ve bir gün hayata yeniden gelirsem,
Yine mektuplar gibi olsun hayat,
Öznesiz, tümleçsiz, kafiyesiz.
Bir köşesine el yazsıyla şiirler sıkıştırılan,
Yazıldıkça, yazılan, yazdıkça hep eksik kalan..

Dünyaya ben yeniden gelirsem,
Yeniden yazılırsam bir mektup gibi
Aynı anneye, aynı babaya gönderileyim illaki.
Kim bilir belki mavi, belki pembe bir pul da koyarlar yine üstüme
Rengi çok önemli değildir de, eğer tarih tekerrür edecekse

Hayat gibi, Sevgili gibi, Aşk gibi eksik yarım kalmasın!

Adresime illaki,

İstanbul yazılsın…

 


Can Yücel ne güzel söylemiş “o olmazsa yaşamam” diye; Demeyeceksin işte yaşarsın çünkü !!!

 

O olmazsa yaşayamam…
O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte, yaşarsın çünkü.

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela, o daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın,
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini,
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.”O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.

İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can YÜCEL